1 Aralık 2007

Karlı Dağlardaki Sır



15 Aralık 2005'te yazdığım "Güneş Kafalı Adamlar" başlıklı yazımda Atlas Dergisi'nin aynı ay yayınlanan sayısında okuduğum Servet Somuncuoğlu'nun "Şaman İzler, Saymalıtaş, Orta Asya'daki Bilinçaltımız" başlıklı yazısından bahsetmiştim.

Aradan geçen yaklaşık iki yıl süreden sonra, Program Tanıtım Grubu 7 Kasım'da gönderdiği mailde Servet Somuncuoğlu'nun konu ile ilgili olarak çektiği "Karlı Dağlardaki Sır" adlı belgeselinin Aralık ve Ocak aylarında TRT'de yayınlanacağını haber veriyor ve TRT dergisinde yayınlanan aşağıdaki tanıtım metni ve belgeselin afişini gönderiyordu.

Program Tanıtım Grubu'na beni bilgilendirdiği için çok teşekkür ediyor ve herkesi çok ilginç olacağını düşündüğüm bu belgeseli izlemeye davet ediyorum.

Karlı Dağlardaki Sır, Servet Somuncuoğlu
Yayın Tarihleri : TRT-2 / 7,14,21,28 Aralık 2007 ve 4 Ocak 2008 Cuma günleri saat 22:30'da.


Belgesel üzerine İnci SÜER tarafından hazırlanan ve TRT Dergisi Kasım sayısında yayınlanan metin;

Tarihin gizemli mekânlarına zorlu bir yolculuk

“KARLI DAĞLARDAKİ SIR”


Tarihe yeni bir bakış açısı getirecek olan belgesel TRT ekranlarında…

138 gün ve 150 bin kilometre... İşte Karlı Dağlardaki Sır belgeselini çekebilmek için harcanan emeğin bir cümle ile bilançosu… Aslında harcanan emek sadece bu cümleyle de sınırlı değil. Belgeseli oluşturabilmek için tam dört yıl süren bir çalışma söz konusu. Baykal Gölü’nün kuzeybatısından doğup, Kuzey Buz Denizi’ne dökülen Lena Irmağı kıyısındaki Lena kaya resimlerinden, İzmir Konaklı’daki kaya resimlerine kadar 64 ayrı alana uzanan meşakkatli bir yolculuk... Kırgızistan’daki Saymalıtaş’a ulaşmak için tırmanılan 3 bin 800 metre bir yükseklik ve inilen 3 bin 500 metre derinliğindeki bir çanak. Dondurucu soğuklarda ve tehlikeli yüksekliklerde geçirilen haftalar ve aylar. Televizyon ekranlarında izlediğimiz ve “Bilmediğimiz neler varmış” deyip kısa bir cümle ile geçiştiriverdiğimiz belgeselleri yapmak büyük bir uğraş istiyor. İşte yakında TRT ekranlarına gelecek olan Karlı Dağlardaki Sır belgeseli de yıllar süren bir emeğin sonucu ortaya çıkan yapımlardan biri.

İstanbul Televizyonu Prodüktörlerinden Servet Somuncuoğlu’nun bir merak sonrası başladığı belgesel macerası, oldukça zorlu geçmiş..Kazakistan’daki “Tamgalısay” kaya resimlerinden etkilenen Somuncuoğlu, tarih öncesi Türk tarihine ışık tutacak bir belgesel hazırlamayı düşlemiş:

“2004 yılında Kazakistan’da Tamgalısay’daki kaya resimlerini gördüğümde başka bir dünya olduğunu düşündüm. Kazakistan’dan Kırgızistan’a geçtik, ayrılacağımız gece Bişkek’te yaşayan Türklerden biri bana Saymalıtaş’ı görmem gerektiğini söyledi. Saymalıtaş demek “süslemeli, işlemeli” taş demekmiş. Kırgızistan’da Fergana Vadisi’ndeki Tanrı Dağları’nın kollarından Aladağlar bölgesindeki Saymalıtaş’ta yüz bin kaya resmi bulunuyormuş. Bundan çok etkilendim ve bütün zorluklarına rağmen oraya gitmeye karar verdim. Zira 3 bin 800 metre yüksekliğe tırmanıp sonra 3 bin 500 metredeki bir çanağa inecektik. Kaya resimleri bu çanak içinde yer alıyordu. Bu hiç de kolay bir iş değildi. 2005 yılı temmuz ayında bazı dostlarımın da katkısıyla gidip sayısız fotoğraf çektim oralarda, Atlas dergisinin 2005 Aralık sayısında yayınlandı bu çalışmam. Belgesel çekme fikri kafama yerleştiğinde bunu TRT’ye önerdim. Ben bu belgeseli TRT’ye önerdiğimde çok zorlu bir işin içine girdiğimi az çok tahmin ediyordum zaten..”

Karlı Dağlarda Zorlu Çalışma

Belgesel için Rusya, Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Türkiye’de yapılan çalışmalarda incelemeler, 138 gün, çekim çalışmaları ise 93 gün sürüyor. Çalışmaların sürekli dağlarda yapıldığı düşünülürse belgesel çekmenin hiç de kolay bir iş olmadığı gözler önüne daha kolay seriliyor.

Tanrı Dağları’nın uzantısı olan Ala Dağlar'da, 3 bin 500 rakımdaki Saymalıtaş’ta yer alan 10 bin kaya üzerindeki yüz bin kaya resmi, dünya televizyonları arasında ilk kez TRT tarafından görüntüleniyor ve böylece tarihin gizem dolu sırlarına ulaşılmaya çalışılıyor. Somuncuoğlu, 2006 yılında çekimleri başlayan belgeselin çekim zorluklarını sanki o günleri yeniden yaşıyormuş gibi heyecanla anlatıyor:

“Biz gittiğimizde Temmuz’du ve kar yağıyordu. Bir taraftan fırtına esiyordu, çok korkunç bir soğuk vardı ve iliklerimize işliyordu ve bu da çalışmalarımızı oldukça etkiliyordu.. En ufacık bir dikkatsizlik hayatımıza bile mal olabilirdi. Bazen kayaların üstünde daracık alanlarda görüntü çekmeye çalışan kameraman arkadaşlarım Cengiz Karadeniz, Tamer Bolu, Orhan Yaşar’ın olağanüstü performans ve büyük özverilerini unutamam. Hepimiz hedefe kilitlenmiştik. Kaya resimlerinin gün doğmadan başında olunması gerekiyordu. Bizim çalışma sistemimizde sabah gün doğumu, akşam gün batımı çalışma saatlerimizdi. Sabah 04:00’da yani gün doğarken alandaydık. En zorlu çekimlerimiz Saymalıtaş’da oldu ama Hakkari – Yüksekova Gevaruk Yaylası’ndaki çekimler de zordu; zira 2 bin 800 metreye çıktık ve bitirdik Allah’a şükür.”

Orta Asya ve Anadolu’daki Resimler Aynı

30 ayrı alanın mukayeseli görüntü ve bilgilerinin yer aldığı belgesel için kat edilen yollar ve ülkeler oldukça kabarık. Orta Asya adeta didik, didik ediliyor belgesel için. Orhun Abideleri’nden başlayan araştırmalar Gobi Çölü’ne kadar uzanıyor ve kaya resimleri macerası önemli ipuçlarına ulaşılmasını sağlıyor. Somuncuoğlu’nun tespitlerine göre, Orta Asya’daki kaya resimleri ile Hakkari’deki kaya resimleri aynı. Somuncuoğlu belgeselin bilim adamları arasında yeni bir tartışmaya yol açacağı inancında:

“Ben bir bilim adamı değilim ama gördüklerimle ve bildiklerimle mantık çerçevemde vardığım sonuçlar var. Bir kere tarih bugüne kadar okuduğumuz şekilde değil. Yani bu yazılmış tarih paradigmasını kabul etmek mümkün değil. Bunların belgelerini gördükten sonra modern tarihte Türklerin göçebe bir millet olarak tanıtılmasını yanlış buluyorum. Türkler’in on bin yıl önce yerleşik medeniyeti var. İnanmayan gider bakar. Hakasya’da, Altay’da ve Tuva’da 300 – 500 dönümlük mezarlıklar var. Göçebenin mezarı olur mu? Orta-Asya’nın her yeri Türk Kültür ve medeniyetinin tarih öncesine dayanan izleri ile dolu ama bu izler asla “Türk” diye tanımlanmıyor, “Orta Asya Halkları” olarak tanımlanıyor ve bu tanımlamada ısrar ediliyor. Oysa; Avrasya coğrafyasının tarih içindeki en belirgin üst kimliği “Türk” kimliğidir, çünkü günümüzde bile İstanbul’dan Pekin’e kadar “Türkçe” konuşarak gidebilirsiniz. Bu noktadan bakınca, Batı’nın “Orta – Asya Halkları” ve “göçebe” tanımını kabul etmek mümkün değildir, Türk tarihi bir “dolma – taşma” tarihidir, tarihsel gerçeklik budur. Türklerin göçü sadece ekonomiktir.

Türkler Anadolu’ya 1071’de falan gelmemişler M.Ö. 5000’de 6000’de Anadolu’dalar ve çok net olarak söyleyebiliriz bunu. Çünkü Hakkâri’deki steller ve kaya resimleriyle Altay Dağları’ndaki, Moğolistan’daki, Kırgızistan’daki, Kazakistan’daki kaya resimlerinin kodları ortaksa, duyuş, düşünce, ifade ediş tarzları ortaksa; yaşanan tarih de ortaktır. Bunu bilimsel olarak tescil etme makamında değilim ama bir mantık süzgecinden geçirerek bunu çok rahatlıkla söyleyebiliyorum. Kaya resimleri hep aynı. Yani Güneş adamlar, ok yay damgaları, Güneş kültü resimleri Hakkari’deki kaya resimleri ile aynı. Kars Kağızman’dakiler de aynı. Kars Kağızman Camuşlu Köyü, Kurban Ağa Mağarası, Çallı Köyü yani Şaban Köyü diye geçer. Erzurum’daki Karayazı, Cunni Mağarası’ndaki tahminen 40 civarındaki Türk damgası, Ordu Mesudiye’de Eski Türk alfabesiyle yazıldığı kesinleşen üç satır yazı, bunlar hep aynı... Yazı geç döneme ait ama en erken döneme biz Kars’ta ve Hakkari’de rastlıyoruz. Hakkari coğrafya olarak da Türklerin göç ederek ilk geldikleri yer. Şimdi biz bunu ortaya koyacağız belgeselde. Sonraki tartışmalar bilim adamlarının tartışmalarıdır. İşte belgesiyle birlikte görünenler bunlar. Bugün devam eden bu anlamsız kavgaya belki de bir ışık tutacak tespit ettiklerimiz. Bu tarihsel gerçeklik Hakkari’nin Gevaruk Yaylası’nda 2800 metre yükseklikte duruyor. İnanmayan gitsin baksın.

Saymalıtaş Kaya Resimleri

Saymalıtaş “işlemeli, süslemeli taş” anlamı taşıyor. Saymalıtaş, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’ten bir gün araçla, ikinci gün ise atla gidilebilen ve zorlu bir yolculukla ulaşılabilen dünyanın en zengin kaya resimleri alanı… Burada tam 10 bin kaya üzerinde yüz bin resim var. Tahayyül etmek bile oldukça zor. Binlerce yıllık bir süreçte meydana gelen bu alandaki kaya resimlerinde insanoğlunun sadece doğada gördüklerinin yanı sıra insan-tabiat ilişkisini anlatan resimlere de rastlanıyor. Somuncuoğlu kaya resimlerinde en çok dikkati çeken figürlerin ise keçiler ve geyikler olduğunu vurguluyor:

“Dağ keçisi ve geyik, insanlık tarihinde belki de en önemli iki hayvan. Avlanma
kolaylıkları, derisinden giyecek yapılması ve oldukça fazla çoğalmaları, bir dönemler insanlık için büyük önem taşıdıkları sonucunu doğuruyor. O zamanlar dağ keçisi ile geyik olmasaydı insan soyu yok olabilirdi belki de. İşte bu fikir ya da hissiyat, bütün insanlık tarihinde, dağ keçisi ve geyiğe saygıyı beraberinde getiriyor. Bu bir kutsama değildir ama şükran duygusunun ifade edilmesidir. Yaşadığımız bugünkü dünyada bile dağ keçisi ve geyiklere karşı bu şükran ifadesi devam etmekte, geyik ve dağ keçisi Anadolu’nun birçok yerinde hala kutsal kabul edilmektedir.

Yazının Öncüsü Resimler

Saymalıtaş’taki kaya resimlerinin çoğunda geyik ve keçi motifleri olmasına rağmen ilerleyen zamanlarda bu resimler, insan-tabiat, insan-insan ve insan-evren ilişkisini simgeleyen karmaşık panolarla soyut resimlere dönüşüyor. Soyut resimlerle birlikte damgalar ve tamamen stilize olmuş figürler de artık alfabenin arandığının bir kanıtı sayılıyor. Servet Somuncuoğlu Saymalıtaş’ı insanlığın ilk entelektüel arayışlarının başladığı bir nokta olarak tanımlıyor:

“Medeniyet yarışında ve dünya medeniyetine katkı konusunda atalarımız hiç de geri kalmamışlar, belki de ilk arayışları başlatmışlardı. Saymalı’dan binlerce yıl sonra dikilen Orhun Abideleri’nde kaya resmi yapılmamış, yazı ile ifade edilmiş her şey ama, yine de Kültigin yazıtının üzerine tamamen sembole dönüşen dağ keçisi resmi yapılmıştır. Bir süreklilik var.”

Soğan ve Sarımsağın Hikmeti

Somuncuoğlu, belgeselin kah yürüyerek, kah at sırtında, kah bir arabayla yol alarak oluşturulmaya çalışıldığına dikkat çekerken, bir başka gerçekliğin de altını çiziyor. Bu uzun yolculukta soğan ve sarımsak yemeden olmuyor:

“Böylesine yolculuklarda soğan sarımsağı yanınızdan eksik etmeyeceksiniz. Çünkü soğan sarımsak korkunç önemli. Neden? 1500 rakımın üzerine çıkmaya başladığınız anda bünyeniz alışkın değilse sarımsak yemek zorundasınız. Çünkü vücudun kan basıncını düzenliyor. Soğan da yemek zorundasınız gittiğiniz yerde. Şimdi bizim burada İstanbul’da alıştığımız bir bakteriyel ortam var. Şu masanın üzerinde binlerce bakteri, binlerce mikrop var. Ama bizim vücudumuz buna fiziksel direnç sağlıyor. Diyelim ki buradan siz Konya’ya gittiğinizde bakteriyel ortam farklı. Bir iki gün böyle hava çarptı dersiniz ama bizim bu şansımız yok Dakikalar bile çok önemli gittiğimiz yerde. Eğer gittiğiniz yerde soğan yerseniz gider gitmez o sizin vücudunuzun bakteriyel ortama geçişini kolaylaştırır, direncini artırır ve hiçbir sıkıntı yaşamazsınız. Bilim adamları ya da tıp ne der bilmem ama ben bunları Fotoğraf çekimlerim sırasında yaşayarak öğrendim…”

Aynı zamanda profesyonel bir fotoğrafçı olan Somuncuoğlu’yla yaptığımız söyleşiyi gelecekteki projelerini sorarak tamamlıyoruz. Karlı Dağlardaki Sır belgeseli bir son nokta mıydı onun çalışmalarında:

“Bu belgesel zor şartlarda yapılan bir işti, yapılması gereken bir işti. Bitti mi derseniz bitmedi. Ben bunu artık belgesel olarak değil ama fotoğraf olarak da sergilemek istiyorum. Çekimler dışındaki saha çalışmalarını yürüttüğümüz; Moğolistan ve Altay – Tuva – Hakasya çalışmasını birlikte yaptığımız Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’la devam edeceğiz çalışmalarımıza. Kazakistan’da yine 4000 rakımda Kaşkabulak, Karadağlar var. Bu yaz gidemedik inşallah gelecek yaz oraya gideceğiz, daha sonra da Türklerin tarih boyunca kullandığı göç yollarını takip edeceğiz. Belgesel olarak bu yaptığımızı bir ön çalışma olarak görüyorum. Şu anda kafamda üç büyük proje şekillendi, bunlardan ilkini 2008 yılında gerçekleştirmeyi düşünüyorum…”

Belgesel Tarihe Yeni Bir Açılım Getirecek

Yapım ve Yönetmenliğini Servet Somuncuoğlu’nun yaptığı Karlı Dağlardaki Sır belgeselinin genel danışmanı Mimar Sinan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Ensitüsü Müdürü ve Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Profesör Doktor Ahmet Taşağıl ile sürdürüyoruz. Prof.Dr. Ahmet Taşağıl TRT’nin “ Karlı Dağlardaki Sır” belgeselini çekmekle yeni bir tarihi gerçeğin ortaya çıkmasına öncülük edeceğini vurguluyor.

Son zamanlarda dünya genelinde, kaya resimleri dediğimiz kaya üstü resimlerine büyük bir ilgi var. Genelde insanların ilk izlerini aramaya yönelik tarih araştırması var. Ne hikmetse batılılar bunları Aryani yani Hint Avrupa kökenli olduğunu iddia ediyorlar. Ancak kaya resimleri Moğolistan’da, Sibirya’da yani Altay bölgesinde ,Türkmenista’nda, Kazagistan’da tüm Türk boylarının yoğunlukta olarak yaşadığı yerlerde meydana getirilmiş. O zaman nasıl Hint Avrupa kökenli olduğunu iddia ediyorlar?Türk adı Avrupa ve Orta Asya’dan silinmek isteniyor gibi bir hava var. Batılı bakış açısıyla karşı karşıya kalıyoruz. Türk kültürü unsurlarının ,Türk kültürüne ait olan hayvanların, gök kültürü, güneş kültürünün bütün unsurlarının bu kaya resimlerinde bulunuyor olması ,aryani olmadığı gerçeğini ortaya çıkarıyor.Bunu kesin olarak söyleye biliriz. Bu yüzden TRT’nin bu belgeseli tarihe yeni bir ışık tutacak. Bu yüzden Servet Bey’in yaptığı çalışma çok değerli ve en çok kaya resmi alanı gören kişidir. Bu işe TRT’nin girmesi ve değerlendirmesi çok heyecan verici. Son derece önemli olduğunu düşünüyorum ve tarihimize yeni bir açılım getirecek bu belgesel.

Tarihin sır dolu izlerinin sürüldüğü “Karlı Dağlardaki Sır” belgeseli 7 Aralık 2007’de TRT-2’de yayına girecek. Belgeselin çekimlerinde; Kazakistan’da Prof. Dr. Zeynullah Şamaşev ve Doç. Dr. Ayman Dosımbayave, Azerbaycan’da Prof. Dr. Veli Aliyev, Anadolu’da Doç Dr. Alparslan Ceylan, Yard. Doç. Dr. Hanefi Biber danışman olarak katkıda bulundu. Ayrıca Fotoğraf sanatçısı Ersin Alok’un bilgilerinden yararlanıldı.
Belgeseli Cengiz Karadeniz, Tamer Bolu ve Orhan Yaşar çekti, Turan Özkan ve Kartal Uzun kurguladı, müziklerini Cengiz Özkan, seslendirmesini ise Metin Hamalosmanoğlu yaptı.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

belgeseli izleme olnağım olm
adı.son derece ilğimi çekti.mutlaka izlemek istiyorum.çok geniş,bilimsel inceleme isteyen bir konu ancak nacizhane düşüncem binyıllar önce anadolu dediğimiz asya uzantısında yerleşip büyük bir imp.kurmuş önceli hatti devamı hitit ler bunun somut kanıtlarını bıraktılar bu topraklara. hadımi aşmak istemiyorum ama yüce atatürk hitit güneş kursunu başkent ank.ya sebololarak secerken vecumhuriyetin o zor yllarında yurt dışına göderdiği öğr.arasina hititoloğ yetiştimek için önemli sayıda öğrenci kattı ise sanırım anadolunun en eski yerleşenlerinin türkler olduğunun izlerini aramak içindi. (güneşin denizden doğduğu yerden gelen)ifadesini kil tablletlere yazan isanlar geldiği yeri daha başka nasıl işret etsinler ki?ne yazık ki günümüzde bu anblemi kaldırmak isteyen zihniyet bu şehri idare eder yerdedir . üzüntüm bunadır. ufukları bu kadar dar ,çıkar dışında başka şey düşünmiyn insanlar tarafından yönetilmeyi haketmiyoruz düşüncesindeyim. üzüntüm bunadır. saygılarımla hasan yaman resim öğ.em.tekirdağ

Adsız dedi ki...

bir birinden güzel videolar ile sitemizede sürekli vakit geçirebilceginiz güzel bir site yaptık içerik olarak liseliporno vardır mutlaka gelin