20 Aralık 2004

Kilimi Küçük Türkiye

Nonay 17 Aralık zirvesi, AB ve Türkiye'nin rolü üzerine süper bir yazı yazdı. Küçüksu Kasrı'yla başlayarak İstanbul müzeleri serisi de yakında gelecek... Buradan buyrun:

Doğduğum ve çocukluğumun geçtiği Pazartekke’de evimizin tam karşısında çayır çimen bir arazi vardı ki saklambaç, körebe ve evcilik oyunlarımız için bulunmaz nimetti. Bir gün, hergün oynadığım mahalle çocuklarını görünce çayır çimende, kilimimi, bebeğimi alıp gittim yanlarına... Hergün benimle oynayan insanlar, o gün kilimin küçük deyip almadılar beni oyunlarına. Ağlayarak gittim eve, annemden piknikte kullandığı büyük kilimi istedim, annem de “Sokağa veremem” deyip reddedince beni, oyunsuz kalakaldım. Yılmadım, tekrar gittim çayıra; baktılar önce elimdeki yine küçük kilimime, sonra gözlerime; annemin kilimi vermediğini ama benim onlarla oynamak istediğimi söyledim. Aldılar beni oyuna ama ne anneydim, ne baba, ne çocuktum ne de öğretmen, öyle küçük ve silik bir rolüm vardı ki inanın hala hafızamı zorluyorum o gün ben ne oldum diye. O günden sonra da ben onları hayatımda çok silik bir yere koydum. Kimsenin silik rolü olmadığı kendi oyunlarımı yarattım, isteyen herkesi davet ettim, kimse yoksa da kendim oynadım.



Geçen Perşembe gününü aldığım gribal bir virüs nedeniyle evde geçirmek zorunda kaldım. Tarihi 17 Aralık zirvesini enine boyuna izlerken birden yaşadığım bu olay geldi aklıma. Çayırda oynayan çocuklar... Kilimi küçük Türkiye... Ağlayıp annesine şikayet etmesin, annesi de “Gelip niçin çocuğumu almıyorsunuz oyuna” deyip bağırmasın kendilerine diye çocukların verdiği silik bir rol... Sorarlarsa “Oynatmadık” demesinler...

Türkiye çocukluk döneminde bir yol ayrımında... Çayırda oynamak istiyor; ya kilimi büyütmeli ya da hırslanıp kendi başına öyle oyunlar kurmalı ki kendi oyununda davetkar olmalı. Silik bir role gelmez Türkiye...

20 Aralık ’04
İstanbul

Hiç yorum yok: